header
Türkçe Konusulan Bölgeler

Türkçe Konusulan Bölgeler

Türkçe Konusulan Bölgeler



blue
Irak'taki kaosun analizi
Özbekistan’da “Yeşil” Devrim Sancıları
Diğer makaleler


green bullet
Mustafa K. Atatürk M. E. Resulzade
Ebülfez Elçibey

Menu:

  • Ana Sayfa
  • Dernek Hakkında
  • Kuzey Azerbaycan
  • Güney Azerbaycan
  • Karabağ
  • Kültür
  • Türk Dünyası
  • Dergi
  • Ermeni Sorunu
  • Dernek'ten Haberler
  • Bağlantılar
Mustafa Kemal Atatürk

Mehmet Emin Rezulzade

Ebülfez Elçibey







right blue

Türk Dünyası

Türkiye ve Balkanlar

Erhan Türbedar

Geçen Cuma günü Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü'nün organizasyonu altında "Uluslararası İşbirliği Döngüleri ve Avrupa Bütünleşmesi Sürecinde Balkanlar Sorunsalı" isimli kısıtlı katılımlı bir toplantı düzenlendi. Her şeyden önce 30'un üzerinde akademisyenin, diplomatın ve diğer katılımcıların Balkanlar'ı tartışmak üzere bir araya gelmelerini son derece olumlu ve önemli bulduğumu belirtmek istiyorum. Neden mi? Türkiye'de Balkanlar konuşulduğu zaman her seferinde bu bölgenin Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğu üzerinde durulmaktadır. Ancak fiili duruma bakıldığı zaman, Türkiye'de Balkanlar'daki gelişmelere pek fazla önem verilmediği şeklinde bir izlenim doğmaktadır. Türkiye medyasını yakından takip eden bir kişi olarak, Balkanlar'da çok büyük olaylar yaşanmadığı sürece Türk medyasında Balkanlar'a yeterince yer verilmediğini söyleyebilirim. Gerçi bu karşılıklı bir durumdur; Balkan ülkelerinin medyasında da Türkiye'ye pek fazla yer verilmemektedir. Balkanlar Türkiye için stratejiktir diyoruz ama, ortada böyle bir boşluk var. ODTÜ'deki çalışma toplantısına katılan akademisyenlerimizin de, istisnalar hariç, Balkanlar'daki gelişmeleri çok yüzeysel bir şekilde takip ettikleri izlenimine kapıldım. Balkanlar'ın Avrupa Birliği ile bütünleşme süreci tartışılırken, daha çok Türkiye'nin AB ile ilişkileri konuşuldu... Türkiye'nin Balkanlar politikası konusunda en hararetli tartışmalar yaşandı. Bu konudaki tartışmaların bir boyutuna ben yol gösterdim. Toplantıda Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan da katılımcıların bulunması, bazı soruların cevabını bulmak için kaçınılmaz bir fırsattı. Bu sebeple birazcık da provokatif argümanlar ileri sürdüğümü itiraf etmem gerekiyor. Ancak yine de hiçbir şey abartmadığıma da inanıyorum. Ne var ki her zamanki gibi, her şey konuşuldu, bir tek sorulan soruların cevabı ortaya çıkmadı. Temel mesajım şuydu: "Türkiye Balkanlar'da gerektiği kadar aktif olmuyor ve Atatürk döneminden kalma statükocu politikayı günümüzde de izliyor." Bununla ilgili bir parantez açayım. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile Türkler uluslararası sistemde statükodan memnun bir ulus olarak göründü. Bunu da Türkiye'nin çok sayıda güçlü komşuya sahip olması çerçevesinde yorumlayabiliriz. Büyük güçlüklerle elde edilen bağımsızlığın ve toprak bütünlüğünün korunabilmesi, daha doğrusu yeni kurulan devletin sonsuza kadar yaşayabilmesi için, Türkiye ya güçlü sınırlara sahip olacaktı, ya da hem doğusunda, hem de batısında kararlı bir statüko bulunacaktı. Bu anlayış ile hareket eden Türkiye Atatürk döneminde Balkanlar'daki istikrara da büyük önem vermiştir. İzlenen barışçı politika sayesinde dış politikadan dikkatleri uzaklaştırıp Türkiye yöneticileri ülkede köklü reformları başlatmak için gerekli zaman ve enerjiyi bulmuşlardır. Günümüzde de tabi ki Türkiye barışçı politikalar izlemelidir. Ancak daha aktif olabileceğine, bu yolla bölgedeki etkinliğini yükseltebileceğine inanıyorum. Eğer Balkanlar Türkiye açısından gerçekten stratejik bir bölge ise, o zaman böyle bir etkinliğe son derece ihtiyaç vardır. Türkiye'nin Balkanlar konusundaki çekincelerine gelince; Türkiye özellikle bazı Sırplar ve Yunanlılar tarafından İstanbul, Bulgaristan'ın güneyi, Batı Trakya, Makedonya, Arnavutluk, Sancak bölgesi, Kosova ve Bosna-Hersek üzerinden uzanan yolda Müslümanlardan oluşan ve Avrupa'nın içine doğru ilerleyen radikal bir "yeşil kuşak" oluşturmaya çalışmakla zaman zaman asılsız bir şekilde suçlanmıştır. Yunanistan'ı endişelendiren olgulardan biri, Türkiye'nin bölgedeki Müslümanlar sayesinde kendisini kuşatabileceğidir. Ayrıca Yunanistan'da, Türkiye'nin Balkanlar'daki Türk azınlığını bir dış politika aracı olarak kullandığı şeklindeki bir görüşün yaygın olduğu söylenebilir. Sırbistan'da yayınlanmakta olan Politika gazetesi 22 Haziran 1995'teki sayısında Türkiye'yi, nüfusunun çoğunluğunu Boşnakların oluşturduğu Sancak bölgesinde bağımsız bir "Sancakistan" kurmaya çalışmakla suçlamıştı. Oysa Türkiye hiçbir eski Yugoslavya cumhuriyetini kopmaya teşvik etmemiştir; ancak Yugoslavya'nın dağılmasının artık kaçınılmaz olduğunu gördüğü zaman, yeni ortaya çıkan devletleri tanımayı kararlaştırmıştır. Türkiye'nin akraba topluluklar ile olan tarihi, kültürel ve dini bağları bir gerçektir. Türkiye Balkanlar'dan gelen mültecilere sürekli kapılarını açık tutmuş ve günümüzde içinde güçlü bir Arnavut ve Boşnak lobisi oluşmuş durumundadır. Ancak bu, Türkiye'nin Balkanlar'da bir "İslami Kuşak" kurmaya çalıştığı anlamına gelmez. Tam tersine, Ankara Balkanlar'da etnik-dini temelli bir politika gütmemeye özen göstermektedir. Türkiye'nin bölgedeki Müslümanlara yönelik daha çok kültürel alanda etkisinin olmasına rağmen, yakın geçmişe kadar Yunanistan ve Bulgaristan'ın "Kıbrıs sendromundan" rahatsız olduğu söylenebilir; bu iki ülke, 1974 yılında Türkiye'nin Kıbrıs'ta düzenlediği barış harekatının benzerini Batı Trakya ve Bulgaristan'da yaşayan Türklere yönelik tekrarlayabileceğinden endişe etmiştir. Bence Türkiye'nin neo-Osmancı emellerinin olmadığını ister Balkan ülkeleri, ister de diğer dünya ülkeleri çok iyi bilmektedir. Bu yüzden bu olayı bir çeşit komplekse dönüştürmeden, Balkanlar konusunda daha aktif politikaların izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Balkanlar bir bütün olarak Türkiye'nin Avrupa'ya doğru uzanan bir köprüsü olması dışında, batıya bakan Türkiye sınırlarına adeta bir savunma kalkanı gibidir. Hitler'in işbaşına gelmesinden ve Mihaver devletlerin tehdidinin Doğu Avrupa ve Balkanlar'da da hissedilmesinden sonra, Türkiye Almanya ve İtalya'dan gelebilecek olası bir saldırıya karşı Balkan Antantı'nı kurma ihtiyacını hissetmiştir, böylece Balkanları bir kalkan olarak kullanmıştır. İşin bir de bu boyutuna dikkat çekmekte fayda vardır. Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği ile gelecekteki ilişkileri dikkate alındığı zaman, bir AB üyesi olmaya çalışan Türkiye için Balkan ülkeleri ile ilişkiler daha önemli hale gelecektir. Avrupalılar işbirliğine, birlikte hareket etmeye çok fazla önem vermektedirler. Zaten Avrupa Birliği'nin temelinde bu olgu yatmaktadır. Türkiye Balkan ülkeleri ile ilişkilerini daha sıkı hale getirmeli, bu şekilde işbirliği ve birlik içinde hareket etme anlayışına sahip olduğunu bir kez daha ortaya koymalıdır. Bütün bunlar için ise bir istikrar unsuru olarak Türkiye Balkanlar'da daha aktif politikalar izlemeli, böylece Balkanlar'da kalıcı bir istikrar için Türkiye'ye olan ihtiyaç hissettirilmelidir.

Kaynak: http://www.rumelidernegi.org/balkanlardan_haberler.htm

Diğer Makaleler

  • Prof. Dr. Osman Metin Ozturk - Irak'taki kaosun analizi
  • Sinan Öğan - Özbekistan’da “Yeşil” Devrim Sancıları
  • Arif Keskin - Güney Azerbaycan Milli Hareketinde Sivil Toplum Dönemi
  • Tamina Kibar - Kırgızistan: “Lale-limon” Devriminin Hayalleri ve Yaşanan Kaosun Gerçekleri
  • Dr. Erkin Ekrem - Kırgızistan’da Sivil Darbe ve Çin: “Stratejik Çevreleme”
  • İsmail Cengiz - Irak’ın Kuzeyi: Kürtler, Türkmenler ve Türkiye’nin Güvenliği
  • Tuğrul Başeğmez - Ahıska Davasına Kim Sahip Çıkacak?
  • Safter Nagayev - Dilde, Fikirde, İşte Birlik (Gaspıralı ve Türkistan )
  • Hacı Yakub Yusufî Anat - Doğu Türkistan'da İşkence
  • - Bulgaristan'da yaşayan Türklerin dramı
  • Erhan Türbedar - Türkiye ve Balkanlar
Azerbaycan Kültür Derneği, Ankara, 2006