2 Günde 9 ŞEHİT

Bölücü terör, küçük ve büyük patronlarının talimatları doğrultusunda kan
akıtmaya ve can almaya devam ediyor. Richard Myers ve Barzani'nin birbiri
ardına meydan okumaları ile eş zamanlı olarak PKK terörü 2 günde 9 genç
mehmet'in canını aldı. Devletin düzenini, ülkenin toprak bütünlüğünü,
milletin birlik ve beraberliğini ortadan kaldırmaya yönelik bu hain ve
şereften mahrum terörü lanetliyor, şehitlerimizi rahmet ve milletle anıyoruz.
PKK TERÖR ÖRGÜTÜ VE ‘KELLE'!
Prof. Dr. Osman Metin Öztürk
Elimde 10 Mart 2007 tarihli (Cumartesi), ‘Today's Zaman' var. Bu gazetenin
ilk sayfasında, PKK terör örgütünün başı Öcalan için, ‘Kürdistan İşçi
Partisi'nin tutuklu lideri' ifadesi kullanılmış… İngilizce çıkan bu
gazetenin künyesinde, sahip olarak Feza Gazetecilik AŞ geçiyor ve iletişim
adresi olarak da İstanbul/Yenibosna'daki bir adres veriliyor.
Gazetenin, A. İ. Aydın ve E. B. Altıntaş imzalı, İstanbul ve Paris mahreçli
bu haberini değerlendirmek gerekir.
Türkiye'de 35 binin üzerinde hayatın kaybedilmesine ve 100 milyar Amerikan
Dolarının çok üzerinde bir paranın heba olup gitmesine yol açan PKK terör
örgütünün ‘Kürdistan İşçi Partisi' olarak görülmeye devam edilmesi ne kadar
doğrudur? Bu bakışın, Türkiye'den yapılan ve yabancı kamuoyunu hitap eden
bir gazetede yer almasının, ayrıca bir anlam ve değer ifade edeceği
şüphesizdir.
PKK'nın bir terör örgütü olduğu ve Abdullah Öcalan'ın da bu örgütün başı
olduğu, Türk iç hukukunda mahkeme kararıyla hükme bağlanmış ve bu, 1998
yılında Suriye ile imzalanan Adana Protokolü ile Şam tarafından da kabul ve
ikrar edilmiş iken, bu örgütten hala ‘Kürdistan İşçi Partisi' ve başından da
‘lider' olarak söz edilmesi ve yazılması, ne kadar doğrudur! Bu, yargılanmış
ve mahkum edilmiş olduğu için, eylemlerinin suç teşkil ettiği açıkça ortaya
çıkmış, yasa dışı bir örgütün ve örgütün başının övülmesinden başka bir şey
olmasa gerekir. 35 binden fazla canın kaybedilmesine ve Türk halkına ait 100
milyar Amerikan Dolarının çok üzerinde bir paranın heba olup gitmesine neden
olmuş bir terör örgütünden ‘parti' ve bu örgütün başından da ‘lider' olarak
söz edilmesi, kabul edilemez.
Çünkü böyle bir bakış açısı, örgütün eylemlerine başladığı 1984 yılından bu
yana cereyan etmiş hadiseleri görmezden gelmek demektir.
Diğer taraftan, Türkiye'nin PKK terör örgütüne verilen dış desteği kesmek
için ilgili ülkeler nezdinde çaba sarf ettiği ve bu durumdan şikayetçi
olduğu bir durumda, uluslar arası kamuoyuna hitap eden söz konusu gazetedeki
ifadeler, hem bu çabayı sekteye uğratacaktır, hem de Türkiye için bir
çelişki olacaktır.
Bu bağlamda değinilmesi gereken bir diğer konu da, AKP Genel Başkanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın 2000 yılında, yurt dışında bir radyoya verdiği beyanatta
geçen ifadelerdir. Bir süredir, bu beyanatta geçen ifadeleri televizyon
ekranlarında görüntüler eşliğinde dinliyoruz. İzlediklerimizde, vurgu, daha
çok PKK terör örgütünün başı için ‘Sayın' kelimesini kullanmasına yapılıyor.
Ama Erdoğan'ın bu beyanatında geçen bir başka kelime var ki, bana göre bu
daha dikkat çekicidir.
Erdoğan diyor ki, ‘Sayın Öcalan, şu anda düşüncelerinin değil, almış olduğu
kellelerin hesabını veriyor.' İşte ‘sayın' kelimesine göre dikkat çekici
olduğu düşünülen kelime, Erdoğan'ın kullandığı ifadede geçen ‘kelle'
kelimesidir. Bu kelime ile neyin nasıl kastedildiğine açıklık getirilmesi
gerekir. Bu kelime, bana göre, ‘sayın' kelimesinden daha önemlidir.
Daha önce de ifade edildiği üzere, PKK, bir terör örgütüdür ve Abdullah
Öcalan da bu örgütün başıdır. Türk iç hukuku ve Adana Protokolü, bunu
söylemektedir.
Peki bu örgüt ve başı, kimi silahla karşısına almış ve kime silahla karşılık
vermiştir? Polise, askere, öğretmene, imama, ebeye… Yani Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'ne, Türk halkına hizmet eden kim varsa, onları silahla karşısına
almış ve silahla onlara karşılık vermiştir. Bunun sonucu olarak da, polis,
asker, öğretmen, imam, ebe ve bu devlet için çalışan diğerleri şehit
olmuştur. Dikkat buyurunuz, Erdoğan, bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için
vücutlarını siper edip şehit düşenler bu insanları kastederek ‘kelle' diyor.
Abdullah Öcalan için kullandığı ‘aldığı kellelerin hesabını veriyor'
ifadesinin içinde yer alan ‘kelle' kelimesini başka türlü anlamak mümkün mü?
Siyaset, bir sevda işidir. Biz öyle biliyoruz. Bu sevdanın adı da, vatan ve
millet sevgisidir. Siyasette vatan ve millet sevgisi ile yola çıkılır. Amaç
ve hedef, vatanı bayındır kılmak, milleti refaha ve varlığa kavuşturmak,
ülkeyi de dünya milletler ailesi içinde daha güçlü ve daha saygın bir
noktaya taşımaktır. Fakat siyaseti, benzetmede hata olmaz bir ‘kap-kaç' gibi
görenler de var. Bunlar, gerçekte günü yaşarlar ve yine gerçekte sadece
kendileri ile yandaşlarını düşünürler. Bunların gelecek kaygıları da yoktur.
Şimdi söyleyeceklerinin ve yaptıklarının gelecekte kendilerini bağlayacağını
düşünmezler. Bunlar, 2000 yılındaki söz konusu beyanatın bende neden olduğu
çağrışımlardır.
Milli ve coğrafi bütünlüğümüz için gövdelerini siper edip bu uğurda
canlarını veren şehitlerimiz kast edilerek ‘kelle' kelimesi kullanılmıştır.
Ve bu ifadeyi kullanan kişi, maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde
Başbakanlık koltuğunda oturmaktadır.
Değinilen iki konunun ne anlama geldiğini okuyucunun ve kamuoyunun takdirine
bırakıyorum.
Bu iki konu, Türkiye'de iç tehdidin geldiği noktanın anlaşılması bakımından
önemlidir diye düşünüyorum.
19 Mart 2007
(www.habusulu.com)