"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


20 Ocak Olayları Değerlendirildi.

 

20 Ocak 1990 akşamı,  Bakü'yü işgal ederek tankların üzerinden  meskenlere açılan ateş sonrası saldırıya uğrayıp canlarını veren ve özgürlük adına bayraklaşan şehitler ve önderleri 22 yıl sonra anıldı.

Toplantıyı başlatan, derneğimiz genel başkanı Cemil ÜNAL, 20 Ocak 1990 tarihli süreçte bağımsızlık hareketi lideri  ve ilk cumhurbaşkanı Ebülfez ELÇİBEY ile yakın günlerde kaybettiğimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucu devlet başkanı Rauf DENKTAŞ için katılımcıları saygı duruşuna davet ederek toplantıyı açtı.

 

Cemil ÜNAL, aradan geçen 22 yıl sonra gelişmeleri anlatırken, milli bir görev üstlenen Azerbaycan Kültür Derneği’nin o günlerde ortaya koyduğu çalışmaları sıraladı.

 

Gerek hükümet nezdinde yapılan girişimler gerekse yurt genelinde sendika konfederasyonları, meslek odaları ve yüze yakın sivil toplum kuruluşu ile birlikte düzenlenen protesto mitingleriyle Azerbaycanlı kardeşlerine yapılan saldırıları telin edildiğini anlattı. Aradan geçen 22 yıl sonra o gün olayları yaşayan ve bu güne kadar Azerbaycan’daki gelişmeleri izlerken, bugün Azerbaycan’ı yönetenlerin yanlış olan  Karabağ politikalarını değerlendirdi.

Üyelerin yoğun katılımı ile başlayan toplantıda konuşan Cemil Ünal, 20

Ocak olaylarında canlarını vatan uğruna tankların altına atan yetişkin kadın erkek Azerbaycanlıların verdiği mücadele dünya siyasi tarihinde ender rastlanabilecek bir olay olduğunu söylerken,vatansever şehitlerin geriye bıraktıkları Karabağ sorununun bugünkü yöneticiler tarafında adete unutturularak tarihin gidişine bırakıldığını ifade etti. Cemil Ünal, Fransa devlet başkanının ortaya attığı ‘Soykırım yoktur demenin suç olması’ adlı saçma yasa tasarısı,  AGİT’in MİNSK gurup üyesi olan Fransa’ya adete bir hazırlık olarak sunulmuştur, Azerbaycan yöneticileri tarafından neredeyse üstün nişanla ödüllendirilecek olduğunu söyledi.

 20 Ocak olaylarının öncesi ve sonrası süreci anlatan

genel sekreter Tuncer KIRHAN ise yaptığı konuşmada şöyle dedi.

Bildiğiniz gibi  seksenli  yıllar Sovyetler Birliği'nde ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarının güçleştiği yıllardı. İşte bu sırada devlet başkanı Gorbaçov'un izlediği Açıklık ve Yeniden Yapılanma politikaları Sovyetler Birliği'nin diğer bölgelerinde olduğu gibi Güney Kafkasya'da da demokratikleşme taleplerini artırdığı bilinmektedir.

 

 Şubat 1988'de Azerbaycan'a bağlı olan Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi'nde devlet kurumlarına Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti bayrağının çekilmesi, Ermenilerin elinde bulunan Dağlık Karabağ yönetimi, bölgenin Ermenistan ile birleşmesi yönünde karar almıştı.

 

Azerbaycan için bir topraktan öte manevi değeri de olan Karabağ'ın  bu şekilde Ermenilerin eline geçmeye başlamasına rağmen, bu duruma Azerbaycan'da iktidarı elinde bulunduran yerel komünist partisinin yeterli tepki göstermemesi ülkede milliyetçilik hareketlerinin başlamasına  yol açmıştı.

Bu hareketlerin  dinamiği olarak Azatlık meydanında hemen her gün toplanan yüz binlerce vatansever, akademisyen ve kadınlardan oluşan guruplar siyasi bir hareketinde öncüsü oluyordu.

 İşte güneş bu meydanda doğacaktı. Tıpkı 28 Mayıs 1918’de Mehmet Emin Resulzade önderliğinde  kurulan Milli  Azerbaycan Cumhuriyeti'ni oluşturan  gelenek  toplumsal bir ant olur.

 

Karabağ olayları karşısında  bir refleks halinde başlayan milliyetçi hareketler sona yaklaşımın bir işareti olur.

 

 Nitekim, 1988 yazında Azerbaycanlı aydınlar Baltık ülkelerinde kurulan "Halk Cephesi"ni örnek alarak  Azerbaycan Halk Cephesi'ni oluştururken, ülke çapında başlayan yönetim aleyhine mitinglerin artması ve iktidarın giderek  halk Cephesinin eline geçmesi,  Kremlin'dekileri tedirgin etti.

 

Bu süreçte  24 Aralık 1988'de Bakü ve 17 ilde sıkı yönetim ilan edildi.6 Mayıs 1989'da Sovyetler Birliği Bakanlar Kurulu Dağlık Karabağ' da bulunan devlet kurumlarını Azerbaycan'ın egemenliğinden çıkaran bir karar alması, Moskova'nın kurduğu Dağlık Karabağ yönetiminin Bakü ile bağlarını koparır, 

 

Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ne karşı Ermenistan'ın fiilî ambargo uygulaması Azerbaycan'da siyasi ortamın gerilmesine yol açar. Bu gergin ortama, Temmuz 1989'de Halk Cephesi'nin  kongresi yapılır ve programında kendini "Azerbaycan'da bütün alanlarda köklü demokratikleşmeyi ve yeniden yapılandırmayı savunan toplumsal bir teşkilat" olarak tanımlar.

Aralık 1989'da Azerbaycan'da artık fiilen iktidarı ele geçirilir. Sanayi kuruluşlarında uzun süreli grevlerin yaşanması ve ulaşım sisteminin durma noktasına gelmesi Sovyetler Birliği'nin yalnız

 

Azerbaycan'da değil, bütün Güney Kafkasya'da ekonomik ve siyasi kontrolünü zayıflatmaya başlar.

 2 Aralık'ta da  gerçek kurtuluş lideri olarak Azerbaycan Türklerine öncülük eden Elçibey  kitlelere Sovyetler Birliği'nden ayrılacaklarını ve bağımsız Azerbaycan için mücadeleyi başlattığını açıklar.

 Azerbaycan'da komünist yönetime karşı böylesine  örgütlü  bir mücadelenin başlaması, Azerbaycan Komünist Partisi Lideri Vezirov'a karşı parti içi  muhalefet artar. Dağlık Karabağ olayları ve Azerbaycan'dan çıkartılan Ermeniler yüzünden ülkede siyasi gerilimin artması ile birlikte 15 Ocak

 

1990'da Moskova yönetimi Dağlık Karabağ ve bazı bölgelerde sıkı yönetim  ilan eder.

Halkın bu karara uymaması, Bakü' de Ermenilere zulüm yapıldığı iddialarının ortaya atılması, AHC'nin iktidarı ele geçirmesi ve Sovyetler Birliği-İran sınırının açılması gerekçe gösterilerek 20 Ocak'ta Sovyet ordusu Bakü'ye girer. Artık ok yaydan çıkmıştır.

 

 İktidarı tekrar ele geçirmek isteyen Sovyet Ordusu'nun uzun menzilli silahlar ve tanklarla Bakü sokaklarını ateşe tutması karşısında dış dünyaya kapalı gerçek bir katliam yapılır.  143 kişinin öldüğü 750 kişinin yaralandığı olaylarda 400 kişi de gözaltına alınır.

20 Ocak 1990'da meydana gelen saldırı ve katliamlar Azerbaycan bağımsızlık mücadelesinin sindirmeye yetmez. Aksine  Elçibey liderliğinde başlayan milliyetçilik hareketlerini güçlendirir. Şehitler için yas ilan edilir. Elçibey ve yönetiminin ülke çapında giderek güçlenmesi ile birlikte Azerbaycan'da Sovyet dönemine ait  cadde ve sokak isimleri ile Sovyet simgesi olan heykel ve  armalar  kaldırılır.

Mehmet Emin  Resulzade'nin kurduğu 28 Mayıs 1918 tarihi Azerbaycan Devlet Günü olarak kutlanmasına karar verilir. Üç renkli bayrak Azerbaycan semalarında özgürce dalgalanmaya başlar.

 

Bugün aradan geçen  22.yıl sonra 20 Ocak 1990 olayları, Moskova'nın Azerbaycan'da kontrolü sağlama girişimlerinin sonuncusu ve Sovyet tanklarının 1956'da Budapeşte'ye, 1964'te Prag'a girmesinden sonra girdiği son başkent olur. Olur ama, Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinin son kilometre taşı olan 20 Ocak olayları

Azerbaycan’da milli kimliğin yeniden ortaya çıkışıdır.

 

Bugün milli manada Azerbaycan’da ne varsa 20 Ocak şahlanışının eseridir. Elçibey’in  zor  koşullarda tesis ettiği cumhuriyetin üzerine oturup kendilerine 'umum milli lider' diye unvan verdirenler bunu bilmese de inançlı ve yürekli Azerbaycan insanı bilmektedir ki, bağımsızlığa ve millet olmaya giden yolu açan lider Elçibey'dir.

 

Bizim harp okulu marşımızın bir mısrası şöyle başlar. 'Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti. Şimdi ' bu noktadan diyebiliriz ki, 20 Ocak'ta ortaya koyulan irade ve dökülen kan 28 mayıs 1918 tarihli milli ruhu yaratmıştır. Bu bağımsızlığın gerçek sahipleri unutturulmamalıdır.

 

Onu yaratanlar ile  canlarını ortaya koyan şehitleri ve Azerbaycan’ı yönetenlerin adını anmaktan çekindikleri  o günlerin yegana dinamiği olan Halk Cephesinin ve  bağımsızlık mücadelesinin   efsane lideri Elçibey’i saygı ve rahmetle anmak ve yaşatmak her Azerbaycanlı için bir tarihi ve milli görev olmalıdır.

 

Toplantı sonunda  katılımcılardan; İbrahim Durak, Nesrin Ünal, Selçuk Önal 20 Ocak olaylarının insani boyutu üzerinde durarak 20 yıllık süreçte Azerbaycan’ın Karabağ politikaları üzerine alınan mesafede önemli değerlendirmeler yaptılar.

 

 

 

 

 

 

Azerbaycan Türk Kültür Dergisi'nin Ocak Sayısı Çıktı.





60 yıldan beri yayın hayatında olan

ve 1952 yılından buyana

Azerbaycan'ın özgürlüğe açılan sesi olan,

Azerbaycan Türk Kültür Dergisi
 
bu sayısında geçtiğimiz yılın son aylarında

 100. yılını kutlayan

 MUSAVAT PARTİSİ'nin tarihi vizyonuna 

geniş yer verilirken, bilim ve siyaset adamlarının

görüşlerine yer verildi.
Fransa’nın soykırım oyunu

SİYASET ADINA KALKAN ELLER

 TARİHİ GERÇEKLERİ DEĞİŞTİREMEZ

 

 

Ermeni ve Ermeni politika adamlarının, geçmişte Türkiye için besledikleri kötü emellerini destekleyen ancak gerçekleştiremeyen birçok batılı devlet, fırsat buldukça, sözde dostluğa yakışmayan düşüncelerini gün yüzüne çıkararak, Türkiye’nin önüne getirmektedirler.

Uluslararası dış politikadaki bu tutarsızlığın bir örneğini de şimdi Fransa sergilemektedir.

 Kendilerini hiçbir şekilde ilgilendirmeyen meselelerin avukatlığını üstlenmeyi marifet sayan Fransa ve özellikle konuyu kişiselleştiren devlet başkanı bay Nicolas Sarkozy “Ermeni soykırımı” yoktur demeyi de yasaklayıcı ve aykırı hareket edenleri cezalandırmak için, Fransa parlamentosuna tarihi bir görev (!) vermeye hazırlandığı basından öğrenilmiştir.

Fransa gibi sözde demokrasi havarilerinin bu girişimi, olsa olsa ikiyüzlülüğün, riyakarlığın dışa vurmasıdır.

İnsan haklarına bile ters düşen bu düşünceyi, “politik kazanç” olarak hesap eden, Fransa geçmişte işgalci ve sömürgeci olarak idare ettiği  halklara, insana  yakışmayacak uygulamalar yaptıklarını unutmuş olacaklar ki, böylesine bir girişimi başlatmak istemektedir.

Fransa’nın Afrika ülkelerinde yaptığı insanlık dışı davranışların dahi tarihte kaldığını, yaşanan olayların ise değerlendirilmesinin, politikacıların değil, tarihçilerin işi olduğunu defalarca dile getirmeleri, yapılanların hesabını verememenin sıkıntısını yaşamaktadır.

Politikada pespayeliği, manevra olarak kullanan bu zavallı düşüncenin arkasında olanlar kanlı ve kirli elleriyle, parlamento çatısı altında düzmece tarih yazıp onaylamaya hazırlanmaktadır.

Fransa’nın bu girişimi, Ermeni işgali altında bulunan dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ı da yakından  ilgilendirmekte, Karabağ meselesinin çözülemezliğinin  asıl sebeplerinden biriside, Fransa’nın Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı MİNSK grubu eş başkanlarından olmasıdır.

Görünen şudur ki; adı geçen eş başkanlardan birisinin de Türk düşmanlığını üstlenen ve Ermenilerin avukatlığını politik manevra olarak kullanan Fransa’dır

Biz bilmekteyiz ki; Karabağ sorununun çözülemezliğinin asıl sebebi ve tek unsur olan MİNSK adlı grubun eş başkanları olan Fransa, Rusya ve ABD temsilcilerinin Ermeni yanlısı politikalarıdır.

Karabağ sorununu zaman zaman  iç politika malzemesi olarak kullanan ve sorunun çözülmesi yolunda hiçbir ciddi gayret göstermeyen Azerbaycan’ında, adı geçen eş başkanların Ermeni yanlısı politika gütmelerinden rahatsız olduğu yada şikayeti  görünmemektedir.

Bugün,Türk kamuoyunu işgal eden Fransa olayına, geçmişte şahit olduğumuz gibi Türk devlet adamlarından  defalarca  işittiğimiz tepkiler gelmeye başlamıştır. Kimi yetkililer, Fransız ürünlerinin boykot edileceğini, kimileri de, Kanun yasalaşması halinde büyükelçimizin geri çekileceğini tepki olarak ortaya koymaktadır.

 

Bize göre, bu yaptırımların hiçbirinin etkili olmayacağıdır.

 

Türkiye kamuoyu ve Türk  yetkililer artık Türkiye’ye yakışır bir tavır ortaya koymalıdırlar.

Tasarının yasalaşması halinde Fransa Büyükelçimizin geri çağrılmasına gerek yoktur.

Aksine aynı gün, Fransa Büyükelçimiz, Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde Fransızların geçmişinde olduğu gibi kirli bir sayfa bulunmadığını, Soykırımın asla olmadığını Fransızların yüzüne  bilinen ‘Osmanlı tokadı ‘ olarak  vurmalıdır.

Avrupa ülkelerinde görevli büyükelçilerimiz ve konsoloslarımız aynı tepkiyi  koymalıdırlar.

Soykırım yalanını protesto etmek için Azerbaycan Cumhuriyeti de bütün gücüyle iştirak etmelidir.

Başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımız, Fransa’nın bu yanlı tutumunu protesto etmeleri yönünde organize edilmelidir.

Milletvekillerimiz, bakanlarımız, medya ve sivil toplum kuruluşları tepkilerini, bildiriyle değil, Fransa’da Fransız halkının ve bütün Avrupa’nın yüzüne karşı orada göstermelidir.

Palyatif tepkilerin, sorunu gidermede  hiçbir katkısı olmayacaktır.

 

Sayın yetkililere ve duyarlı Türk kamuoyuna saygı ile duyurulur.

 

 AZERBAYCAN KÜLTÜR DERNEĞİ

 MERKEZ YÖNETİM KURULU

 

17.12.2011 tarihli basın bildirisidir.

İki bayrak İran yönetimini korkuttu.

İran’da hükümet yanlısı internet siteleri,

bir futbol maçında Türk ve Azerbaycan

 bayraklı tişörtler giyen ve bayraklar taşıyan

Azerbaycanlı gençleri  bölücülükle suçladı.

BBC Türkçe’nin haberine göre İran’da Azeri kökenli nüfusun yoğun olduğu Tebriz kentinin takımı Tractorsazi ve Şiraz kentinin takımları Fecr-i Sepasi arasında oynanan karşılaşma sırasında çekilen fotoğraflarda bazı taraftarların Türk bayraklı tişörtler giydiği, bazılarının da Azerbaycan bayrakları taşıdıkları görülüyor. Hükümet yanlısı Rajanews internet sitesinde haber, “Fecr-Tractor maçına bölücü sembollerle katıldılar” başlığıyla duyuruldu. Haberin ayrıntısında da, “Maalesef bu insanlar, diğer taraftarlara da öncülük yapıp, diğer kentlerde de pek çok kez bölücü tezahüratlar yaptırdılar” denildi.Ayrıca, “Pan-Türkist fikirleri yaymaya çalışan bu tribün liderleri, durumu kendi çarpık amaçları için kötüye kullandı” ifadesi yer aldı. Aynı fotoğraflar, benzer ifadelerle birçok farklı hükümet yanlısı internet sitesinde de yer aldı.ABD, İngiltere ve Kanada, İran’a yönelik ilave ortak yaptırım paketi açıkladı. ABD İran’ı karaparanın aklandığı şüphesi bulunan ülkelere dahil ederken karar, petrokimya endüstrisini hedef alan yeni yaptırımlar da getirdi. ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın “yalnızlığı seçtiğini” savundu.

 BBC Türkçe’nin haberine göre İran’da Azeri kökenli nüfusun yoğun olduğu Tebriz kentinin takımı Tractorsazi ve Şiraz kentinin takımları Fecr-i Sepasi arasında oynanan karşılaşma sırasında çekilen fotoğraflarda bazı taraftarların Türk bayraklı tişörtler giydiği, bazılarının da Azerbaycan bayrakları taşıdıkları görülüyor. Hükümet yanlısı Rajanews internet sitesinde haber, “Fecr-Tractor maçına bölücü sembollerle katıldılar” başlığıyla duyuruldu. Haberin ayrıntısında da, “Maalesef bu insanlar, diğer taraftarlara da öncülük yapıp, diğer kentlerde de pek çok kez bölücü tezahüratlar yaptırdılar” denildi.

Ayrıca, “Pan-Türkist fikirleri yaymaya çalışan bu tribün liderleri, durumu kendi çarpık amaçları için kötüye kullandı” ifadesi yer aldı. Aynı fotoğraflar, benzer ifadelerle birçok farklı hükümet yanlısı internet sitesinde de yer aldı.

ABD, İngiltere ve Kanada, İran’a yönelik ilave ortak yaptırım paketi açıkladı. ABD İran’ı karaparanın aklandığı şüphesi bulunan ülkelere dahil ederken karar, petrokimya endüstrisini hedef alan yeni yaptırımlar da getirdi. ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın “yalnızlığı seçtiğini” savundu.

 

Cumhuriyetimizin 88. yılı kutlu olsun.

28 Ekim 1923 akşamı;

'Yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz.'

diyerek en yakın arkadaşlarına müjdelerken,

içinde biçimlendirdiği Cumhuriyet erdemini

Türk milletine bahşeden  büyük asker,

devlet adamı ve reformcu,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 

 kurduğu cumhuriyetin 88. yılında,

onun koyduğu ilkelerin,sadık koruyucuları

olarak, ona minnet ve şükran duygularımızı sunmayı

kutsal bir görev biliyor, bu vesileyle

yüce Türk milletinin en büyük bayramını kutluyoruz.

Azerbaycan Kültür Derneği

Merkez Yönetim Kurulu

1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta